301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Haber Detayı
03 Mayıs 2016 - Salı 04:35 Bu haber 1236 kez okundu
 
VALİ OLMUŞSUN AMA ADAM OLAMAMIŞSIN
MÜNİHİN SESİ köşe yazarlarından Hüseyin Oluç'un VALİ OLMUŞSUN AMA ADAM OLAMAMIŞSIN başlıklı yazısına haberin devamından ulaşabilirsiniz.
Köşe Yazıları Haberi


Hepimiz su fani dünyada yine bizler tarafından isimlendirilen makamlarda yaşamımızı sürdürüyoruz. Makamlar gelip geçicidir. Makamlar bazen hakkı olana teslim edildiği gibi bazende “Makam sahiplerinin adamına!“ verildiğini hepimiz biliyoruz. Birde her makamın yemini vardır. Biz bunun bir örneğini alenen TV`lerde canlı yayınlarda Milletvekilliği, Başbakanlık yada Cumhurbaşkanlık seçimlerinde defalarca seyretmisizdir. Hani “Serefim ve namasum adına tarafsız olacağıma, kanunlardan ayrilmayacagima!“ gibi bizce kutsal ve çok değerli kelime ve cümleleri hızlıca okuverirler. Sonrası malum…!

Çocukluğumuzda Dede Korkut kitaplarının başkahramanı „“Deli Dumrul“ krakterini okumusuzdur. Deli Dumrul, bir köprü kurar, kendi kuralını kendi koyar ve kimsede sorgulayamazdi. Bugünün makam sahipleri olanlar acaba bu konuma ne kadar uzak yada ne kadar yakın!.

Yurtdışında yani bizim ifademizle gurbette devleti temsil eden bu makamları Büyükelciliklerimiz ve Konsolosluklarımız temsil eder. Orada görevli ve yetkili “Makam sahibi“ kimlerse herkese eşit mesafede olacağına yemin eder adeta bu göreve başlamakla. Yani sadece filanların kermeslerinde, programlarında yer almak değildir “Makam sahibi“olmak. Yada katılman gereken bir toplantıya gidecegin resturantın sahibinin filan yere mensup olmasından dolayı tereddüt yaşamadan karakterini ortaya koyup buda benim insanım,dostum diyebilmendir “Makam sahibi!“ olmak.

Yazacak çok şeyimiz var ama yazımızı su hikaye ile bitirmek istiyorum:

Çok eskiden bir adamın, haylaz ve yaramaz bir oğlu varmış. Adam, çocuğunun her yaramazlığı sonunda; ''Oğlum sen adam olamazsın!'' dermiş.

Babasının bu sözü oğlunun çok zoruna gidermiş ve üzülürmüş. Aralarında çıkan bir tartışmadan sonra, bizim haylaz oğlan babasına saygısızlık yapmış. Ve almış başını İstanbul'a gitmiş. Çalışıp, çabalamış. Çeşitli okulları bitirip, bir sürü imtihana girmiş. Sonunda kendi şehrine vali olmuş.

Daha koltuğuna oturur oturmaz; ''Gidin, filan köyde şu isimde biri var, çabuk onu huzuruma getirin.'' diye emir vermiş.

Valinin adamları gidip, söylenen köydeki ihtiyar Ahmet efendiyi bulmuşlar. ''Seni Vali huzuruna çağırıyor.'' diyerek, adamı apar topar valinin karşısına çıkarmışlar. Koltuğuna iyice yaslanıp sigarasını tüttüren vali, yani bizim haylaz oğlan sormuş;

- ''Ben kimim? Beni tanıdın mı?''

Yaşlı adam büyük bir korku içinde imiş. Oğlunu tanıyamamış.

- ''Siz vali efendimizsiniz.'' demiş.

Vali, intikamını almış olmanın gururu içinde,

- ''Ben senin oğlunum!'' demiş. ''Hani sen bana iki sözünün birinde, adam olamazsın, derdin. Bak işte adam oldum, hatta vali bile oldum.''

Adamcağız meseleyi hemen anlamış;

- ''Beni ayağına bunu söylemek için mi çağırdın? Ben sana vali olamazsın değil, adam olamazsın demiştim. Yaşlı insanları ayağına çağırmakla ve onların yanında saygısızca sigara içmekle, insanları küçük görmekle adam olamayacağını gösterdin.'

Hüseyin Oluc- Gazeteci-Ekonomist
gazeteciyim20@gmail.com
Kaynak: Editör:
 
Etiketler:
Yorumlar
Münihin Sesi TV

Ulusal Gazeteler
Bize Ulaşın

En Çok Okunanlar
Anketler
SURİYELİLERE VATANDAŞLIK VERİLMESİNİ DOĞRU BULUYOR MUSUNUZ?
Arşiv Arama
Haber Yazılımı