ADI AYLİN – Ayşe Kulin
“Yükseltilmiş sahnede kapağı açık, maun bir tabut duruyordu. Uzun bir sıra oluşturan insanlar, tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp, içlerinden dua ya da veda ederek, tabutun başından ayrılınca, yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı.
147 defa okunmuş - 04 Şubat 2020 - Salı 01:23

 Herkes, etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağılıyordu. Katafalkın üstünde, dört bir yanı rengârenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi. Bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı, bir Türk kadınıydı”

* * *

16 Ocak 1998 tarihinde yani bundan yirmi yıl önce elime aldığım kitap bu cümlelerle başlıyordu. Aylin’in bir Türk kadını olmasından mı yoksa o yaşımın verdiği çömezlikten mi bilmiyorum “Bir insan hayatına bu kadar çok şeyi nasıl sığdırabilir” diye hayret ederek okuduğum bir kitaptı.

* * *

Ayşe Kulin’in kuzeni Aylin Devrimel Radomisli Cates’in gerçek olaylardan oluşan hayatını ele aldığı kitap hiç şüphesiz ki o dönem benim olduğu gibi bir çok kişinin kütüphanesinde yerini almıştı.
Kitabı yirmi yıl önce okuduğumda çıkarttığım ana fikir “Hayatta hiçbir şey için geç kalmış sayılmazsınız” olurken, yirmi yıl sonra okuduğumda nedense aynı hislere kapılmadım.

* * *

Nedense diyorum çünkü kitabı kırklı yaşlara yaklaştığım şu günlerde okuduğumda, yirmili yaşlarımdaki kadar etkilenmedim. Yazarın hikâyeyi ele alışına ya da kitabın akıcılığına hâşâ diyecek bir sözüm yok. O dönemin koşullarını ele aldığımızda bir Türk kadını olan Aylin’in hayatının renkli mi renkli olmasına da bir diyeceğim yok elbet. Orta yaşta ki Deniz olarak itirazım Aylin’in otel lobisinde gördüğü, çirkin mi çirkin bir prensle sadece prenses olabilmek için evlenen, ondan sonra yaptığı dört evlilikte de tanıştığı erkeklerin hepsinin zengin, yaşlı ve önemli mevkilerde bulunması, ihtiyar avına çıkmış bir “famme fatale” gibi davranması, kitapta sıklıkla zengin bir erkekle evleneceği için “artık ödemekten nefret ettiği vergi borçlarıyla, karşılayamadığı faturalarla uğraşmayacaktı” , “Yaşamı boyunca bu tür giderleri düzenleyen, onu ara sıra uyaran ya da açıkları kapatan kocaları olmuştu hep” , evlendiği kocasının çocuklarının babalarını “Bu kadın senin paran için evleniyor” gibi cümlelerle uyarması, sırf hırsından dolayı boşanacağı kocasından iki milyon dolar istemiş olması kitabı ikinci okuduğumda beni biraz Aylin’den soğuttu açıkçası.

* * *

Hikaye hiçbir şeyden tatmin olmamış bir kadının başarı hikayesi, çok aşık olduğunu söylediği bir adamdan çok çabuk vazgeçip başka birine aşık olabilen, biraz şıp sevdi bir kadın imajı yarattı. Kitabın şimdi okuduğumda eleştirdiğim bir yanı da Ayşe Kulin’in Aylin’i kötü olan hiçbir yanı yokmuş gibi sunuyor olması, bütün suç kocalarına ve çevresindekilere atılmış gibi olması idi.

* * *

Aylin’in bu yönlerini eleştirdim diye de Türkiye’nin ilk prensesi olmak, 26 yaşından sonra Lozan gibi bir üniversite de tıp eğitimi almak, Newyork’un en başarılı psikiyatrlarından biri olmak, Amerikan ordusu tarafından askeri nişan almak da alelade bir insanın hayatına sığacak başarılar arasında yer almayacağı gerçeğini küçümseyecek değilim elbet..

* * *

Aslında kaç evlilik yaptığı, zengin koca avcısı olup olmadığı, alkol ile olan sorunu falan değil de Aylin’in beni en çok etkileyen yanı deli dolu ve sıradan bir insan olması idi. O evinin bahçesine at getirecek kadar hayvan sever, defalarca intihar etmiş hastasının eteğini beğendiğini söylemesi üzerine eteğini çıkartıp, o anda donunun üzerine doktor önlüğünü giyip, o rengârenk eteğini hastasına verebilecek kadar eli açık, hormon salgılamayan temizlikçisinin ömür boyu tedavisini karşılayacak kadar insancıl, aynı temizlikçisinin hayatının ilk cinsel deneyimini yaşayıp da gecenin bir yarısında “ o iş oldu Aylin Hanım” deyip uyandırdığında temizlikçisiyle gecenin bir yarısında birbirlerine sarılıp, dakikalarca kahkahalarla dönüp, yerlere düşüp tekrar çocuklar gibi evin içinde dönecek kadar geniş yürekli, “İçindeki çoşkuyu öldüren biri mucizeler yaratabilir mi ?” diyecek kadar da cesur yürekli bir kadın.

* * *

Aylin’in tabiatında kötü, ayıp, günah gibi kavramlar yoktu. İnsanlar dünyaya, başlarına gelebilecek şeyleri yaşamak için geliyorlardı. Her şey gelebilirdi başlarına. Bu nedenle hoşgörülü olmak şarttı. Ayıplamak, kınamak yanlıştı. Bunlar da benim Aylin ile örtüşen düşüncelerimdi.

* * *

Aylin’in ölümü de yaşadığı hayat gibi ilginç oldu. 18 Ocak 1995 günü ABD Bedford’daki evinin önünde esrarengiz bir şekilde ölü bulunmuştu. Ölmeseydi bir gün sonra Amerika Er Eğitim Komisyonu’na çok önemli bir rapor verecek, belki de bu rapor üstlerinin pek hoşuna gitmeyecekti. Çünkü ABD ordusunda doktor olarak çalıştığı sırada, ABD’nin savaş sırasında askerlerine cesaret hapı vermesi nedeni ile askerlerin post-war depression’a girmesi ve kafayı sıyırmalarını rapor edecekti. Aylin’in ölümü kayıtlara “freak accident” “görünmez kaza”olarak geçti.

* * *

Ayrıca kitabı okuduktan sonra Aylin hakkında yaptığım araştırmalarda Aylin’in dünyaca ünlü aktrist Phoebe Cates’in üvey annesi, aktör Kevin Kline’ın kaynanası, eski bakanlarımızdan Tayyibe Gülek’in teyzesi ve Fettullah Gülen’i CIA ve Pentagon ile tanıştıran kişi olduğu bilgilerine ulaştım.

* * *

Bugüne kadar okumayanlar ya da benim gibi yıllar önce okuyanlar için bu kitabı bir kez daha elinize alıp okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Deniz Gezginci
denizgezginci@hotmail.com

Sağ üst butonu tıklayarak geri dönebilirsiniz...